Chennai Gezi Yazısı – Mañuel Vités

Facebooktwitterpinterestlinkedininstagramfoursquare

Bu gezi yazısı Mañuel Vités isimli blogdan alıntıdır.

1. Kısım

7 milyonu geçkin nüfusu ile Hindistan’ın beşinci, dünyanın da 34. büyük şehri olan Chennai, Madras ismiyle de biliniyor. Hatta Hintliler arasında Madras ismi daha yaygın kullanılıyor.
Chennai, aynı zamanda Hindistan’ın otomobil başkenti. Bu nedenle Güney Asya’nın Detroit’i olarak da biliniyor. Neew York Times’ın 2015’te ziyaret edilesi ilk 10 şehir listesinde de yer almış. Lonely Planet kitabına sahip olmayanlar için gezilerini planlamak için wikitravel sitesinin Chennai sayfasını öneriyorum.
2011 yılı Ocak ayında, Verena ile Sri Lanka’da Chennai’a geçeceğimiz tarihte iki ülke arasındaki feribot seferleri, Sri Lanka’nın kuzeyindeki iç savaş nedeni ile henüz yeni durdurulmuştu ve biz de Sri Lanka’nın başkenti Colombo’dan uçakla geçmeye karar verdik.
Hava alanından şehir merkezine local train ile gidiyoruz. 19 km gibi bir mesafe var ve bilet fiyatı sadece 6 rupee, yani 20-25 kuruş civarı bir ücret ödedik kişi başı.
Hızlı, rush bir gezi, gecesinde Hyderabad’a geçeceğiz. Sırt çantalarımızdan bir şekilde kurtulmamız lazım. Tren garındaki emanetçiye bırakıyoruz çantalarımızı, tabii içinde değerli hiçbir şey bırakmayarak. Benim başka bir gezide Mumbai’de hava alanındaki aktarmada valizim açılmış ve içinden eşyalar çalınmıştı, düşünün Hindistan’da eşyalarınıza ne kadar dikkat etmeniz gerekliliğini. Chennai’da da elimde Nikon Coolpix fotoğraf makinesi ile oldukça tedirgindim, sanki her an biri elimden kapıp koşmaya başlayıp kaçacak gibi hissediyordum. İnsanlar en azından bakışlarıyla bile bu korkuyu bana veriyorlardı.
Emanetçiye eşya bırakmak için o istasyondan başka bir yere biletiniz olması gerekiyor ve parça başı 12 rupee – yaklaşık 45 kuruş – gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Eğer biletiniz yoksa da bir o kadar da çalışanlara para vererek işinizi hallettirebilirsiniz. Adına da bakhshees diyorlar, bildiğiniz bahşiş yani. Bu bahşiş sözcüğü o kadar enternasyonal ki, Lviv’de hava alanı gidiş kısmında çantamdaki 5 karton Marlboro’ya göz yumması için gümrük çalışanından ricada bulunurken bana tüm o İngilizce cümleler arasında Türkçe – ya da orta doğu’ca – bahşiş sözcüğünü sıkıştırmıştı. Benim bu istasyonda bahşiş vermeye ihtiyacım olmadı tabii, çünkü gecesinde dediğim gibi Hyderabad’a tren biletim vardı. Fakat gezinin ilerleyen günleri ve şehirlerinde trenin tuvaletinde sigara içerken yakalanmak, boştaki yatağı kaçak kullanmak gibi sebeplerden ötürü bahşiş vermek zorunda kaldığım zamanlar olacak.
Dediğim gibi, hırsızlık Hindistan’da hiç de az görülen bir durum değil. Daha önce sabıkalı olan insanları suç suç kategorilere ayırarak devasa bir panoda ifşa ediyorlar ki insanlar bu hırsızları gördüklerinde tanısınlar, dikkatli olsunlar, güvenmesinler diye. Hepsini geçtim, sırf ne kadar diken üstünde olmanız gerektiğini hatırlatması açısından bile ibretlik bir faydası var.
Şimdiye kadar gördüklerimizin kültür şoku yaşamak için yeterli olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Tabii fotoğrafları görüp anlatılanları dinlemek ile o atmosfer içerisinde olmak kesinlikle aynı hissiyatı veremez. Devam edelim.
İstasyondan dışarı adımımızı atar atmaz orada burada, kaldırımda uyuyan insanları görmeye başlıyorsunuz. Sanki yataklarındaymışcasına huzurlu ve korkusuzca uyumakta bu insanlar.
Arkada inşa edilmekte olan bina ve fakir halkın yaşadığı slum’ları aynı kara içerisinde görmek büyük bir tezat oluşturmuyor da değil. Kültürel bir gezide slum’ları görmek bize her ne kadar bir haz yaşatsa da insanların katlanmakta oldukları maddi yetersizlikler ve hayat şartları bu dünyanın adaletini tekrardan sorgulatıyor insana.
Az önce tren istasyonunun hemen çıkışında kaldırımda uyuyan insanları görmüştük. Şimdi de yolun kenarında üzerinde battaniyesi ile hemen dibinden geçen araba, otobüs ve insanların gürültüsünden kendini soyutlamaya çalışan bu adamı görüyoruz.
Ya da şehrin işlek ve kalabalık bir caddesinin köşesinde çamaşırlarını yıkayan bu kadını.
7 milyonluk ve gelişmiş olarak adledilen bir şehirde daha ne olabilir diye mü düşünüyorsunuz? Aşağıda kaldırıma büyük tuvaletlerini yapmakta olan çocuklar olabilir mesela. Sokağın ortasında herkesin içinde tuvaletlerini yapanların çocuklarla sınırlı olduğunu düşünüyorsanız da bilin ki yanılıyorsunuz. Ben yetişkinleri böyle bir eylem içerisinde fotoğraflamayı doğru bulmadığım için sadece bir kereye mahsus ve çocukların fotoğrafını çektim. Sonrasında beni fotoğraflarını çekerken gördüklerinde ise bana el sallayıp gülümsediler. Hatta bir tanesini el sallayayım derken kendi kakasının üzerine düştü. Utanılacak, garipsenecek bir durum görmüyorlar bunda. Hoş, bence de utanmalarını gerektiren bir durum yok ya aslında.
Bilmiyorum size ne kadar normal geliyor bunlar ama ben Hindistan’da üçüncü günümde artık alışmıştım hepsine. Hiçbir şey şaşırtmamaya başlamıştı beni. Tabii bastığım yerleri kaldırım diyerek geçmeyip tanıyordum, bilgisayar oyunu oynar gibi zıplaya zıplaya ilerlemek zorunda kaldığım çok oldu. İlk iki gün tüylerim diken diken dolaşıyordum ortalıkta. Hatırlatmak isterim, bu gördükleriniz kırsalda, köyde falan değil, Chennai gibi Hindistan’ın en gelişmiş şehirlerinden birinde.
Hindistan’daki ilk durağımız olan Chennai hakkında bu yazılık bu kadar yetsin. Şu yazı ile kaldığınız yerden devam edebilirsiniz:

2. Kısım

Bu yazı, Chennai Gezi Yazısı 1. Kısım: Hindistan’da İlk Durak – Kültür Şoku isimli yazının devamıdır. İlk kısımda neler yok ki? Kaldırımda uyuyanlar, öğle uykusunu ana caddenin üzerindeki slum’ların önünde uyurken ayağının dibinden geçen belediye otobüsüne aldırmayıp üzerine battaniye çekenler, sokağın ortasında büyük tuvaletini yapanlar, işlek bir caddenin köşesinde çamaşırlarını bir leğenin içerisinde yıkayanlar vs.
2. kısımda daha soft gidelim istiyorum. Mesela Hindistan’da en popüler spor kriket. Şehrin her yerinde; nehir kıyısında, bir parkta, pazar yerinde vb. yerlerde kriket oynayan bir grup Hintli görebilirsiniz. Bir keresinde top benim kafamı neredeyse sıyırdı ve geçti, haliyle yanlarından geçerken pür dikkat olmakta fayda var.
Dünya’nın en uzun ikinci plajı ünvanına sahip Channai Plajı’na doğru yol alırken şehir merkezinden uzaklaşıp varoşlardan geçmemiz gerekiyor. Turistlerin fazla uğramadığı yerler olması nedeniyle de insanlar fazla dost canlısı oluyorlar. İyi niyetlerinden şüphem olmasa da bu ilgi zaman zaman çok bunaltıcı ve rahatsızlık verici bir hale bürünebiliyor. Aynısını Endonezya’da yaşamış ve sık sık sinirlendiğim olmuştu.
Hintdistan’da bir şey satan insana wallah diyorlar. Tren yolculuklarında chai wallah diye bağıran insanları sık görebilirsiniz. Wallah bizdeki “-cı” yapım eki gibi, simitçi, kahveci, gazozcu gibi. Haydi hopa şinanay, şina şinanay, hopa şina şinanay hopa şinanay. Ben de canım çay çektiğinde boşluğa öylesine chai wallah diye bağırıyordum ve unutmayın Hindistan’da her zaman size yakın bir chai wallah vardır. Aşağıda da bir tanesini görüyorsunuz. Bir kazanda şekerli sütlü çay yapıyor ve etrafında da müşterileri. Yabancı gördükleri için haliyle bütün dikkatleri bu tarafta.
Chennai Plajı için bizim gibi büyük beklentiler içerisinde giriyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız, bunu baştan belirteyim. Upuzun, alabildiğine boş bir plaj.
Bu kadar ayakkabının neden burada olduğu ile ilgili hiçbir mantıklı açıklamam yok. İşin aslı mantıksız da bir açıklamam yok. Fikri olan benimle de paylaşırsa sevinirim.
Ölü olduğunu sandığımız bir deniz kaplumbağası ve Hintli bir amcayı görüyorsunuz. Amca yavaş hareketleriyle suyun başladığı yere çömeldi, büyük tuvaletini yaptı, sol eli ile taharetini ( bunları detaylarıyla izlemesem de biliyorum ki sağ el yemek yeme, tokalaşma gibi aktiviteler için hijyenik bırakılırken tuvalet sonrası temizlik sol el ile yapılıyor ) yaptıktan sonra gene yavaş hareketleriyle sahil boyunca gözden uzaklaştı.
Ve amcanın afedersiniz az önce sıçtığı denize tekneyle balık tutmaya çıkmış adamlar.
Haydi şehir merkezine – Nokia sponsorluğunda – geri dönelim.
Hava oldukça sıcak. Klimalı otobüslerdense camları olmayan otobüsler bence makul bir çözüm olmuş.
Hindistan’da Holy Men olarak adlandırılan adamlar var, kutsal adamlar yani. Bunlar turistleri gördüğünde poz verip fotoğrafını çektiriyor ve sonrasında bahşiş istiyor. Öyle kutsallık mı olurmuş hiç! Ben o adamlardansa aşağıdaki gerçekten dost canlısı ve samimi iki insanı fotoğrafladım mesela.
Oradabir tapınak var uzakta, gitmesek de tapınmasak da o tapınak bizim tapınağımızdır.
Bir sürü turistin bir arada vakit geçirdiği yerlerdense yerel halkın yoğun olduğu yerler benim ilgimi her zaman daha çok çekmiştir. O yüzden, , Hindistan’ı daha çok hissedebilmek için, yakınlarda olduğunu öğrendiğimiz pazar yerine doğru ilerliyoruz.
Yemeğini bile cadde üzeri tek oda slum‘ının önünde pişiren bir gecekondu hanımını görebilirsiniz. Çocukları muhtemelen sabırsızlıkla yemeğin pişmesini bekliyorlar.
Sloganımız: “Hindistan cevizi Hindistan’da yenir.”
Ve şimdi de sizleri pazar yerinden fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.
Hindistan gezimizi Sri Lank’dan Nepal’e aşağıdan yukarıya doğru planlamıştık. Bu rota üzerinde görülmeye değer yerlerden mümkün olabildiğinde çok dahil etmeye çalıştık ve coğrafi anlamda çok büyük olan bu ülkeyi gezmek için gece otelde ya da hostelde kalmak yerine çözümü geceleri uzun tren yolculukları tercih edip trende uyumakta bulduk. Zaten gezi gündüzleri öyle yorucu geçiyor ki, bir yolculukta 19 saat boyunca uyuduğumu ve vardığımızda hala uyumak istediğimi hatırlıyorum.
Chennai’dan sonraki durağımız ise Haydarabad olacak. Orada görüşmek üzere…
Bu gezi yazısı Mañuel Vités isimli blogdan alıntıdır.
Facebooktwitterpinterestlinkedininstagramfoursquare

Bir Cevap Yazın