Sarıyla Kırmızının Başka Anlamları Da Var

Facebooktwitterpinterestlinkedininstagramfoursquare

Bugün yaptığım bir tartışma üzerine geçmişe gitme ihtiyacı hissettim. 26 yıllık ömrümde ilk ne zaman Galatasaray dediğimi hatırlamaya çalıştım, 5 yaşındayken kuzenimin Barbie evi vaadiyle beni 5 dakikalığına Beşiktaşlı yaptığını hatırlıyorum ama onun öncesinde de Galatasaraylıydım ben. Sanırım başı yok benim için, belki ailede olduğu için belki de bana uygun başka bir alternatif olmadığı için.

Etik normları, ahlaki değerleri, insan olmanın gerekliliklerini idrak edebildiğimde 13-14 yaşlarındaydım heralde. Amacımın doğup yaşamaktan daha fazlası olması gerektiğini ilk sorguladığım zamanlar. İnsan doğasının “iyi olmak zorunda” olmadığını henüz keşfetmemiştim ama erdemlerin sonuç aşamasında da sevgi toplumuna hizmet etmesi gerektiğine dair bir fikir vardı kafamda.

Yine aynı dönemlere denk gelir babamın beni maçlara götürmeye başlaması. Harika bir şeydi benim için. Babamın boyu kısa, yaşı da biraz büyükçe. Beni omzuna almak gibi lüksleri pek yok, ben de zaten yaşıtlarımdan uzun bir çocuğum, 15-16 yaşındayken 1,70’lerde dans ediyordum. Adamın benim sahayı görebilmeme katkısı pek yoktu, ama etrafımızdaki herkes tribünde resmen bana çalışıyordu. Forma numaralarını ezberletiyor, ofsaytı açıklıyor, göremediğimde kenara açılıyor, susadığımda hemen su yetiştiriyorlardı. Ne bok olacağı belirsiz bir kız çocuğunun 90 dakikadan keyif alması için uğraşan bir kitleye saygı duymak gerekir benim nezdimde. Nitekim ben de büyüyerek tribünde yerimi aldığımda, uyguladığım ilk değerlerden biridir “küçükleri kollama”. Tüm bunları elbette sadece ben olduğum için yapmıyorlardı, “büyüklere saygı” da bir etken. Bugün Divan Kurulu’nda olan babama duyulan saygının hala ekmeğini yiyorum açıkçası ben 🙂

13-14 yaşlarındayken de Dayanışma Fonu ile tanıştım. Galatasaraylılar Derneği üyeleri arasında, maddi imkanları yeterli olmayan ve 25 yaşını doldurmamış üyelerin lisans eğitimlerine destek olan bir fondan söz ediyoruz bu fon ile. Ben küçücüktüm ama babam fona yatırsın diye harçlık biriktirirdim evde. “Dayanışma”yı da böyle öğrendim sanırım. Harçlığımın miktarı düşünüldüğünde eminim ki babam tamamlıyordu üstünü, belki bugün baktığımızda çok komik bir paraydı biriktirdiğim. Ayda 20-30 Milyon TL civarında olmalı o zamanın parasıyla. Kimi okutur ki, ama niyetim güzelmiş işte 🙂

Bir de üzerine Sandık çıktı hemen hemen aynı dönemlerde. Babamın bir tanıdığının yönetimindeydi yanlış hatırlamıyorsam. Sandık’ta üyelere ya da eski sporculara, kısacası Galatasaray ile resmi bir gönül bağı kurabilmiş herkese, olağanüstü koşullarda yardım esası vardı. Param yoktu ama gülücüklerim vardı, sandıktan öğrenip öğrenip ziyarete giderdim hastaları yaşlıları, bir nebze katkım olabildiyse ne mutlu bana. “Misyon yüklenme” daha o yaşlarda vardı belli ki 🙂

Her değer hakkında yazarak işi uzatmayacağım. Değerlerin tamamını buradan okuyabilirsiniz. Elbette işi benim kadar benimseyen ya da kişiliğiyle özleştirmeyen taraftarları da vardır bu kulübün, diğer tüm kulüplerde olduğu gibi. Çıkar için tribünde olan da vardır, sadece seyirlik zevki için olan da. Bu yüzden insan doğası iyi olmak zorunda değil diyorum zaten.

Ama benim hayata olan bakış açım bu değerlerde yer alıyor işte:

“Kişilerin çıkarı, toplumun çıkarına bağlıdır.
Bundan uzak durmak, kaybolmak demektir.
Başkalarına sağlanan adalet kendimiz için de hayırlıdır.”
MONTESQUIEU

“Hepimiz herkesten sorumluyuz. Hepimiz yegane sorumluyuz.
Hepimiz herkesten tek sorumluyuz.”
ANTOINE DE SAINT- EXUPÉRY

Facebooktwitterpinterestlinkedininstagramfoursquare

Bir Cevap Yazın